Necati Doğru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Necati Doğru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2014 Pazartesi

Bilal de hesap versin Sarıgül de...! - Necati Doğru

Siyaset manzaraları dikkat çekici: Bilal’i babası makam otosuna bindirip, cami inşaatı teftişine götürürken; TV’ler çağrılıp halka duygu gösterisi yapıldı. Ömer’i de babası sahneye çağırıp kucakladı, TV ekranlarından halka duygusal anlar yaşatıldı. Başbakan baba Tayyip, oğlunu ve kendini cami teftişinde aklıyor. İstanbul Belediye Başkan adayı baba Sarıgül de kendini aklamak için oğluna sahnede sarılıyor.
Duygusal örtü gerçeği gizler.

Duygusal örtüyü kaldıralım.
Bilal de hesap versin.
Sarıgül’e de hesap sorulsun.
Bilal’in TÜRGEV’inde çok rantlar döndü. Mahkeme el koysun. Adalet Bilal’e ve babasına hesap sorsun. Sarıgül’ün banka batırmış ve halkın sırtına yüklemiş Korkmaz Yiğit adlı işadamıyla “borç-alacak ilişkisinden” Hazine ne zarar gördü? Ne kadar kamu parası iç edildi ve bu para ilişkisi bugüne kadar niçin halktan gizlendi? Savcılar ve yargıçlar Sargül’e de Kokmaz Yiğit’e de ve bugüne kadar bekleyen TMSF’ye de hesap sorsun.

* * *
Önümüzde tek seçenek var.
Temiz Türkiye olmak.
Ya Temiz Türkiye olacağız.
Ya bu çağda kirli bir diktatörlük olarak (Tayyip dinci diktatörlüğü-Fethullah nurcu diktatörlüğü- ordunun Mısır tipi darbe diktatörlüğü fark etmez) kalacağız. Temiz Türkiye olabilmek için ülke yönetimine önümüzdeki üç seçimde halkın “kirlenmemiş ve siyaseti ayakkabı kutusuna dolar doldurarak zenginleşme aracı yapmamış en temiz adayları” bulup seçmesi gerekir.
Sarıgül olayı 16 yıl önceye gidiyor.
16 yıl önce Bank Ekspres vardı.
Bu bankanın sahibi Korkmaz Yiğit, bankacılık tarihine mafya lideriyle ilişki peydahlayıp devlet bankası alım ihalesine girince “vücut kimyası bozulan” işadamı olarak geçti.
Bu deyim arşivlerde var.
Girin, hikayesini okuyun.
Korkmaz Yiğit, bir yandan aklın kabul etmeyeceği yüksek paralar verip ülkenin büyük gazete, dergi, TV’lerini (Milliyet-Yeni Yüzyıl- Kanal 6) yazarlarıyla birlikte satın alan ve bir gecede şerefine şampanya patlatılan büyük bir medya patronu olmuştu. Bir yandan da içi dolar dolu Türkbank’ı elinden kaçırınca Bank Ekspres’i kurmuştu. Bank Ekspres 1998 yılında 415 milyon dolar zararı devletin sırtına yükleyerek battı. Bu paranın 311 milyon doları buharlaşmıştı. TMSF bu parayı Korkmaz Yiğit’ten tahsil etmedi, halka ödetildi.
* * *
Buharlaştırılıp halka ödetilen 311 milyon doların içinde Sarıgül ve arkadaşlarının 16 yıl önce bankadan 3.5 milyon dolar olarak çektiği ve bugün faizleriyle 8 milyon dolara ulaştığı söylenen para da var mı, yok mu?
Sarıgül diyor ki:
16 yıl önce milletvekili değildim.
Belediye başkanı da değildim.
Şöför Hasan’ın oğlu Sarıgül’düm.
16 yıl önce sade vatandaştım.
Bankadan böyle bir para almadım.
Böyle bir kredi kullanmadım.
16 yıldır bir tek gün gelmediler.
Ekspres’e borçlusun demediler.
Şimdi malıma el koydular.
Halk beni seçecek, korktular.
* * *
Bilal’in TÜRGEV’ine ne aktarıldı?
Sarıgül’ün kesesine ne dolduruldu?
Bilal de mahkemede hesap versin.
Sarıgül’e de mahkemede sorulsun.
Temiz Türkiye istiyoruz.
Bu ne iş ey TMSF!
Bank Ekspres 1998 yılında battığında devlete yüklediği buharlaştırılmış para 311 milyon dolar görünüyordu. TMSF’nin bu miktar para için Bank Ekspres’in batmasından sorumlu kişiler olan yönetim Kurulu Başkanı Korkmaz Yiğit ve Yönetim Kurulu üyeleri; Yılmaz Yiğit, Savaş Özcan, Altan Ayanoğlu, Cafer Sait Okray, Yücel Çelik ve denetmenler İzzet Saban ile Emre Burçkin’in mal varlıklarına el koyması gerekirdi. Tıpkı bugün Mustafa Sarıgül’e yaptığı gibi TMSF o zaman mal varlıkları 311 milyon doların 10 kat üstünde olan bu kişilerin mal varlıklarına el koysaydı, hortumlanmış parayı toplamış olacaktı. Şimdi sormalı: Bu ne iş ey TMSF?

30 Aralık 2013 Pazartesi

Satılmış medya pişti oldu! - Necati Doğru

Üç gün geçti. Başta Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye gazeteciliğinin ahlakı adına sormalıydı. Sormadı.
Hadi o sormadı diyelim.
Star Gazetesi sormalıydı.
Sormadı.
Başyazar Fehmi Koru sormalıydı.
Koru da dilsiz olmayı seçti.
Sabah Gazetesi sormalıydı.
Sabah Başyazarı Mehmet Barlas da dilsiz, kulaksız, gözsüz olmayı seçti, duymadı, görmedi, sormadı. Akit Gazetesi, Zaman Gazetesi, Türkiye Gazetesi, Bugün Gazetesi, Yeni Şafak Gazetesi, Akşam Gazetesi, Vatan Gazetesi, Hürriyet Gazetesi, Haber Türk Gazetesi, Radikal Gazetesi, Taraf Gazetesi ve bunlar gibi bir yığın iktidar sözcülüğüne vidalanmış gazetelerin başyazarları ya da hem başyazarlık ve hem genel yayın müdürü yapılmış kalemleri de sormadı.
Bunlar pişti gazeteler.
Pişti gazete patronları.
Pişti başyazarlar.
Pişti köşe sahibi kalemler.
10 yıldır iktidarla pişti oldular.
Şimdi bunların bir bölümü Hoca Efendi Fethullah ile pişti pozisyonu aldı. Diğer bölümü de Tayyip Beyefendi ile pişti olmaya devam.
* * *
Biliyorsunuz.
Pişti basit kağıt oyunudur.
Dokuzlu atıyorsun.
Dokuzlu ile çakıyor.
Pişti oluyor.
Kız atıyorsun.
Kız ile çakıyor.
Pişti oluyor.
Papaz atıyorsun.
Papaz ile çakıyor.
Pişti oluyor.
Hükümet ne diyorsa, Başbakan neyi savunuyorsa, bakanlar hangi iddiayı yükseltiyorsa son 11 yıldır bu gazeteler, başyazarları hükümetin, başbakanın, bakanların dediğini gerçek diye savundular. Başbakanın, bakanların, Hükümet sözcülerinin, devletin elindeki rant gücünden beslenen rüşvet dağıtıcı işadamlarının dile getirdiği çarık-çürük-yalan-dolan lafları bire bir tekrarladılar.
Karşılığını aldılar.
İktidardan beslendiler.
* * *
İktidar beslemesi pişti gazetecilerin; “2 milyon yolla Süleyman” diyen gazete genel yayın müdürünün kim olduğunu sorması gerekirdi.
Polis kayıtlarında var.
İsmi açıklanmayan bir gazetenin yayın müdürü; evinde ayakkabı kutusunda kirli çorap niyetine kirli 4.5 milyon dolar çıkan Halk Bank Genel Müdürü Süleyman Aslan’a telefonda; “Gazetede maaşları ödeyemiyorum, 2 milyon lira gönder, ben reklam faturası keserim…” diyor.
Yani sen devlet bankasısın.
Başbakan senin patronun.
Ben Başbakan’la piştiyim.
Reklamla besle beni.
* * *
Kim bu genel yayın müdürü? Gazetenin adı ne? Devlet bankaları son 11 yılda en çok ilanları hangi gazetelere akıttı? Açıklanması için Türk medyasından toplu bir istek niçin yükselmiyor? Örgütlü ve 1 numarası belli olan rüşvet ve yolsuzluk çürümüşlüğünün içinde 11 yıldır iktidarla pişti olan gazetecilik de var. Bu pislik pişti gazetecilik olmasaydı; iktidar yiyicilikte bu kadar gözü dönmüş davranamazdı. Bizim gazete SÖZCÜ, iktidar yandaşı gazetelerin devlet bankalarından beslendiğini; örneğin Star Gazetesi’nin çok az satışı olmasına rağmen; devlet bankaları ile devlet bağlantılı şirketlerden en yüksek ilanı aldığını belgeleriyle yazmıştı. İnternette SÖZCÜ arşivine girin; 23 kasım 2014 tarihli “Pis Mucize” başlıklı yazdığım yazıya bakın.
Ruhani’yi dinle Halk Bank’a ne yapıldığını anla!
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “İran’a yönelik ekonomik ambargonun etkisini azaltmak üzere sağlanan ekonomik imtiyazlardan haksız kazanç elde edenlerin cezalandırılmasını” istedi. Yani İran’ın alacağını tahsil etmek için görevlendirilenlerin (Türkiye’de Rıza Sarraf ve İran’daki iş ortağı Babek Zencani) ve onlara yardımcı olan banka genel müdürü, Halk Bank’ı sadece İran’ın doğal gaz alacağını ödeme aracı olarak değil kendilerine ve çevrelerine haksız kazanç sağlamak için de kullandılar.

Başbakan oğlunun köfteci vitrinine yansıyan manzaralar!

Manzara seyredelim. Söz sussun. Vicdanlar konuşsun. Yolsuzluk ve Rüşvet baskınları sırasında ortaya çıktı ki; Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın İstanbul Zorlu Center’da iki restoranı var. Züppelik işte. Lokantaya restoran diyorlar. Restoranın birinin adı; “Günaydın Köfte” ve diğerinin de ismi “Gülhane Kebap” konulmuş.
Başbakan’ın oğlu işadamı.
İşadamı kar peşinde koşar.
Vakıf kurar.
AKP’li belediyeden bina kapar.


AKP’li bakandan teşvik alır.
Trafo diker.
Sosyetik mekan bulur.
Köfteci açar.

Xxx

Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması” 7 gün önce başlamıştı. Başbakan savcıların önünü kesmeye, soruşturmayı sakatlamaya çalışan davranışlar sergiliyordu. Henüz bakanlar istifa etmemiş, Başbakan otobüsün üstüne çıkıp fotoğraf çektiriyordu.
Türkiye pisliğe batmıştı.
Tarih 24 Aralık günüydü.
Türkiye’nin ve muhtemelen dünyanın en lüks ve pahalı mekanı Zorlu Center’daki “Günyadın Köfte” adlı köfteci dükkanının camlarına şu manzara yansıdı:
Saat: 18.00.
Zorlu Center kalabalıktı.
İnsanlar yürüyen merdivenlerden çıkıyor, iniyor, vitrin bakıyor. Alışveriş yapıyorlardı. Paşabahçe Mağazası’nın bulunduğu kata gariban görünümlü, ezik yürüyüşlü, inşaat işçisi oldukları giydikleri iş tulumundan belli 7 kişi girdi.
Görevli hanım onları gördü.
Önlerini kesti, sordu:
Nereye gidiyorsunuz.
İşçiler cevap verdiler.
Biz bu Zorlu Center’in henüz bitmemiş bölümlerinde çalışan inşaat işçileriyiz. Akşam oldu. Acıktık. Yiyecek bir şey bakıyoruz.

Görevli hanım çok kızdı.
Bu kılıkla Center’e giremezsiniz.
İşçiler, ezildiler. Utandılar.
İçlerinden biri öne çıktı.
Burayı biz yaptık dedi.
Öbür işçi de cesaretlendi.
Siz burada yokken, biz vardık.
Görevli Hanım da utandı.
Emir böyle dedi.
İşçiler, bela okudular.
Center’dan çıkıp gittiler.

Xxx

İşçiler gitti, hatırlar canlandı.
Hatıra yazı şeklindeydi.
Köfteci vitrinine yansıdı.
Yazı şöyle diyordu:
Zorlu Ceneter’in arazisi devlet şirketi Karayollarına aitti. Özelleştirme İdaresine devredildi. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun başında Başbakan var.  Dünyada benzeri yok Boğaz’ın en hakim noktasındaki araziye 237 bin metrekare bina yapılacak şekilde imar planı çıkartıldı. İmar planı, İstanbul Büyükşehir atlanarak Ankara’da Bayındırlık Bakanlığı tarafından yapıldı. 3 Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu ve İstanbul Şehir Plancıları Odası, İstanbul Mimarlar Odası, İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası, “bu arazi İstanbul halkı için park olsun, boğazın bu güzel noktasında 237 metrekare bina yapmak cinayet olur, boğaz bu yükü taşıyamaz” diye itiraz ettiler.
Başbakan onları dinlemedi.
Büyükşehir de kulak tıkadı.
Araziyi Ahmet Nazif Zorlu adlı işadamına 800 milyon TL’ye sattılar. İşadamı sevinçten harman dalı oynadı. Mahkemeler satışı durdurdu. Avukatlar işin içine girdi. Hukuk eğildi, büküldü. Şehir rantı avcılarının Ankara’daki Başbakanlık, Bakanlık ve şehirlerdeki Belediyelerle anlaşarak başvurdukları “kot alma oyunu ile bodrum katı gösterme” yolsuzluğu yapılarak 237 bin metrekare dikilmesi gereken Zorlu Center, 391 bin metrekare fazlayla 628 bin metrekare olarak yapıldı. Metrekaresi ortalama 12 bin dolardan satıldı, satılıyor.(Zorlu Center’in bu kuruluş hikayesini Necati Doğru, bu sütunda 3 yıl önce yazdı)

Xxx

İşte Başbakan oğlu bu Center’da köfteci restoranı açama fırsatı elde etti.
Köftecinin arkası kuvvetli.
Köfteci köfte yapar, satar.
Center’in bir sorunu olursa.
Köfteci babasına söyler.
Köfteci o sorunu da çözer.
Köftecinin Babası!
Ben sana ne diyeyim!

6 Aralık 2013 Cuma

50 kere maşallah! - Necati Doğru

Su gelir dere tepe gibi oldu ve sonunda “Başbakan Hısım Akraba Üniversitesi” kurulması için TBMM’ye kanun teklifi de verildi.
41 kere derler!
50 kere maşallah!
Kem gözlere şiş girsin.
Çekemeyenler çatlasın.
Allah nazardan saklasın.
Neden 50 kere maşallah?

Çünkü Başbakan’ın kızı, oğlu, damadı, eltisi, damadın ağabeyi, çocuklara burs veren işadamının eşi, onun görümcesi, görümcenin eniştesi hep birlikte İstanbul’un 50’nci üniversitesini kuracaklar.
İstanbul’da 49 üniversite var.
50’ncisi hısımlardan geliyor.

* * *
Tayyip Erdoğan, imam hatipçi olarak biliniyor. Hakkını da veriyordu. İktidarı döneminde son 10 yılda 5 Milli Eğitim Bakanı değiştirdi. Her yeni bakan geldiğinde ilk demeci; “Halkımızda ciddi imam hatip talebi var” demek oldu.
Ortaokul bırakmadılar.
Hepsini imam hatip yaptılar.
Lise bırakmadılar.
Hatipleştirdiler.
İmam hatipleri devlet kuruyor.
Hısımlar ise üniversite dikiyor.
Büyük dönüşüm, değişim!
“Halkımızda ciddi imam hatip talebi varsa” Başbakan’ın hısım akrabaları ile onların eltileri ile görümceleri neden “vakıf üniversitesi mütevelli heyeti” olmak için Büyük Millet Meclisi’ni kanun yapmaya zorluyorlar?
* * *
İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun 30’a yakın şehrinde 1 tane dahi vakıf üniversitesi yokken niçin İstanbul’da 40 vakıf üniversitesi varken 41’inci vakıf üniversitesi de kuruluyor?
Adı vakıf üniversitesi.
Kâr peşinde olmaması, şehir seçmemesi, bölge ayrımı yapmaması gerekirken Başbakan’ın hısım ve akrabaları niçin İstanbul’u seçtiler. İstanbul ağzına kadar vakıf üniversitesiyle doldu.
İnsan kuşkulanıyor!
Kıymetli bir devlet arazisi mi?
Değerli bir kamu binası mı?
Pırlanta bir belediye malı mı?
Tahsis bekliyor.
Kur vakıf üniversiteni.
Kap iktidardan hazine arazisini, kamu binasını, belediye malını… Hep böyle geldi. Türkiye’deki 69 vakıf üniversitesine şu son 10 yılda hangi devlet arazileri ile kamu mallarının Bakanlar Kurulu kararıyla tahsis edildiğinin listesini buraya yazsam sığmaz.
* * *
Sadece bir örnek yazayım.
Özelleştirme Yüksek Kurulu; Başbakan ve 4 bakandan oluşur. Bu yüksek kurul, TEKEL’in İstanbul Kartal’da toplam 460 bin metrekare (460 dönüm, yani 46 hektar) arazisini 28 Kasım 2008 tarihinde Özelleştirme İdaresi’nden alıp Maliye Bakanlığı’na hibe etti. Maliye Bakanlığı da kendisine hibe edilen bu 460 dönüm şehir arazisinin içinde bir pırlanta gibi durmakta olan toplam 296 bin metrekarelik (296 dönüm yani 29 hektar) bölümü; 9 Şubat 2009 tarihinde İstanbul Şehir Üniversitesi adına “irtifak hakkı tahsisi” yoluyla 49 yıllığına Bilim ve Sanat Vakfı’na devretti. Bilim ve Sanat Vakfı Mütevelli Heyeti Başbakan’a ve AKP’ye çok yakın isimlerden kuruluydu. TEKEL’in arazisini Kartal Belediye Başkanı Altınok Öz (CHP’li) halk için park yapayım diye istedi, vermediler. Kartal halkı protesto yürüyüşü yaptı, polisle biber gazıyla dağıttılar.
Transfer!
Yabancı yatırımcı gelip Türkiye’nin devlet ve özel sektör elindeki kârlı, verimli, pazar payı yüksek şirketlerini alınca sevinmemizi söyleyenler “kâr transferlerini” genelde görmezden gelirler. Bu yıl kar transferi patlama yaptı.
Kâr transfer tablosu söyle:
2007: 2 milyar Dolar.
2008: 2. 9 milyar Dolar.
2012: 2.6 Milyar Dolar.

28 Kasım 2013 Perşembe

Yeni afyon: Barzani gazı! - Necati Doğru

Geldi duvara dayandı. Gitmiyor. Türkiye’nin bir sıçrama yapması bekleniyordu.
Büyüme tıkandı.
Şimdi yeni ezber üretildi.
Dev anlaşma deniyor.
Adımını dev gibi atacak.
Anlaşmasını dev gibi yapacak.
Bağlantısını dev gibi kuracak.

Barzani doğal gazı ile Barzani petrolü; Türkiye’ye “dev adımı attırarak” tıkanmayı yarıp geçecek. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, önceki gece Ankara’ya geldi ve “Kürt Petrolü’nün yeni yıldan önce Türkiye’ye ulaşacağını umuyorum” diye müjdesini verdi.
Ankara çok memnun.
Rakamlar çok büyük.
Boru hattı döşenecek.
16 milyar dolarlık petrol Türkiye’ye akacak. Doğal gaz ise 2015’de gelecek ve yıllık 10 milyar doları bulacak.

* * *
Enerji Bakanı sevinçli.
Başbakan çok umutlu.
Kürt petrolü alacağız.
Dolar ödemeyeceğiz.
Karşılığını malla ödeyeceğiz.
Kürt doğalgazı alacağız.
Döviz, altın ödemeyeceğiz.
Yerine hizmet ödeyeceğiz.
Böylelikle Türkiye, Rusya’dan, İran’dan alıp karşılığını dövizle ödediği petrole ve doğalgaz faturasından ötürü tehlikeli bir noktaya ulaşan cari açığını daraltacak. Tıkanan büyümesini yeni bir sıçramaya dönüştürecek.
Yeni afyon Barzani gazı!
Bu afyonun altında başarısızlığı, çaresizliği gizleme var. Barzani Kürtleri ile Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunda yaşayan Türkiye Kürtlerini de boş hayallerle avutma yatıyor.
* * *
Barzani’nin kendisi Kuzey Irak Kürtleri’ne dönüp “petrol ve doğal gazımız sayesinde zenginleşeceğiz” diyebilir ama Türkiye’nin Başbakanı ile Enerji Bakanı, “Barzani’nin petrolü ve doğal gazı ile biz de tıkanan büyümemizi yeniden sıçramaya dönüştürüp zenginleşeceğiz” demeye kalkarsa gülerler. Petrolü sayesinde zenginleşen bir örnek dünyada yok derler.
* * *
Ve sorarlar.
Şimdi Barzani petrolüne ve doğal gazına kendi petrolünüzmüş gibi sarılmaktasınız, Türkiye’nin yer altı zenginliklerini bulup çıkartmak için ne yaptınız? Bugün dünya sondaj ortalaması 1500 metreye indi. Bir çok ülke toprağının 1500 metre derine inip, petrol, doğal gaz, değerli maden, yüksek enerji kaynağı arıyor. Türkiye ise henüz 350 metre sondaj ile bu konuda dünyanın en yavaş yürüyen ülkeleri arasında…Niçin Türkiye sondajcılığı bu kadar geride?
Toprağının altını bilmiyor.
Toprağının altında bulunmuş boraks madeni zenginliğini de kalkınmasına dönüştüremiyor. Dünyanın boraks zengini ülkesiyiz. Dünyanın ikinci büyük boraks rezervleri bizim ülkemizde. Türkiye boraksını, ileri teknoloji ile işleyip daha yüksek değere dünyaya satmak yerine hâlâ ham boraks ve asit borik satıcısı olarak yerinde sayıyor.
* * *
Kürt gazı alacağız.
Yerine makarna vereceğiz.
Tıkanmayı çözeceğiz!
Böylece Türkiye yine kilosu 1.5 dolardan ihracat yapmaya devam ederek kilosu 7 dolara ihracat yapabilen ülkelere yetişip geçecek?
Yeni afyon: Barzani gazı!
Son devlet malı!
Elde en son Milli Piyango kalmıştı. O da satılığa çıktı. 10 yıllık lisans verilecek Milli Piyango İdaresi de özelleşecek. Şans oyunlarını artık devlet oynatmayacak. Milli Piyango, hemen kazan, sayısal oyunları özel sektör oynatacak. Böylece 10 dakikada bir çekiliş yapılacak döneme de gireceğiz.

24 Kasım 2013 Pazar

Gazeteler satılırken! - Necati Doğru

Yıllar ne kadar da hızlı akıyor. Bazı olayları; “yeni gazete ve TV satış” haberleri çıkınca ister istemez hatırlıyorum.
Seçimler yapılmıştı.
Seçimle iktidara geleni eleştiren olur, destekleyen de… İktidarı tutan gazeteler Başbakan’ı arkalıyor, “Siz söyleyeceksiniz biz yazacağız” diyorlardı. Zaman, Yeni Şafak, Star, Bugün, Akşam, Akit… Fakat bu gazetelerin okuyucuları zaten iktidara oy vermiş insanlardı. Çok satan, iktidara oy atmamış insanların da okuduğu gazete ve gazeteler nasıl borazan yapılabilirdi?
2 strateji benimsendi.

1- Yandaş işadamları, devlet bankaları kredileriyle desteklenecek; çok satan, çok okunan (ana akım diyorlar) gazeteler satın alınacak, alınan gazete iktidarı değil muhalefeti eleştiren yayın çizgisine çekilecekti.
2- Çok okunan gazetelerin tam olarak iktidara teslim olmamış patronları ise: “vergi kaçakçılığı yapıyor” diye korkutulacak; o gazetelerin içine “iktidar övücü, muhalefete muhalefet yapan, başbakan basın müşaviri olmuş köşe yazarları” yerleştirilecekti.
Bu kirli 2 yoldu.
Seçimle geldik dediler.
2 kirli yolu yürüdüler.

* * * * *
İlk örnek Sabah Gazetesi ve ATV televizyonu tapusunun yandaş işadamına geçirilmesi oldu. Sabah ile ATV’yi kuran Dinç Bilgin, banka hortumlama suçlaması ile hapse düşmüş, gazete ve TV’si devletin (TMSF)’nin eline geçmişti. Dinç Bilgin hapisten çıktı, “Banka almakla hata yaptım, gazete sahibinin gazetecilik dışında hiçbir işi olmaması gerekirmiş…” diye özeleştiri yaptı, Turgay Ciner (Şimdi Haber Türk Gazetesi ile TV’sinin sahibi) ile ortak olup Sabah ile ATV’yi geri aldı. Fakat kısa bir süre sonra; “Biz Turgay Ciner ile bir olup devleti dolandırdık” itirafında bulundu. Sabah ve ATV tekrar devlete (TMSF’ye) geçti.
İkinci kez satışa çıkarıldı.
15 alıcısı vardı.
14 alıcı bir gecede tırstı.
Ne söylendiyse korktu.
Tek alıcı kaldı.
Tek alıcı;  Ahmet Çalık adlı işadamıydı. Ahmet Çalık, Başbakan’ın kızıyla evli damat Berat Albayrak‘ı holdingine CEO yapmıştı. Sabah ve ATV’yi alacak yeterli öz kaynak, dış kaynak parası yoktu. Özel Sektör Bankaları; Koç’un, Sabancı’nın, Şahenk’in bankaları Ahmet Çalık’a ihtiyacı olan krediyi vermekte yüksek teminatlar ve faizler talep ediyor, geri ödeme vadesini kısa tutuyorlardı.
Fakat devlet bankaları vardı.
Vakıf ve Halk Bank’ın kasalarından 10 yıl vadeli, 3 yılı ödemesiz, o günün koşullarında ballı börek sayılan; libor artı yüzde 4.85 faizle 750 milyon dolar kredi Çalık Holding’e aktarıldı.
Devletin malı Sabah.
Devletin malı ATV.
Devletin parasıyla.
Çalık Holding’in oldu.
* * * * *
10 yıl geçti, gitti.
Birkaç gün önce; Başbakan’ın damadının Çalık Holding’in CEO’luğundan ayrıldığı açıklandı. Dün de; ATV’nin “Kalyon-Kolin-Limak” adlı ortak şirketlere satılmakta olduğu haberi yayınlandı.
Yeni alıcılar bildik.
İktidara yakınlar.
Başbakan ile araları iyi.
Büyük devlet ihalelerini kapıyorlar. En son; Cumhuriyet tarihinin en büyük ihalesi olan İstanbul’un 3’üncü havaalanı işini bitirebilmek için kredi bulmakta zorlandıkları haberleri çıkıyordu.
Yine de ATV’ye talipler.
Parayı nereden buldular?
Dünyaca ünlü gazete-tv yayıncılık şirketi Turner Grubu‘nun kârlı-kazançlı-verimli bulup almadığı Sabah ile ATV’yi, “Kalyon-Kolin-Limak” hangi hesaba-kitaba göre alıyor? Onlara devlet bankalarından çok uygun şartlarda “gazete sahibi yapma kredisi ve bol ilan akıtma” sözü mü verildi? Halk ve Vakıflar’ın; Başbakan damadının CEO olduğu Holding’e aktardığı 750 milyon dolar kredi bankalara zamanında geri ödendi mi?
Niçin bu bilgiler şeffaf değil?

23 Kasım 2013 Cumartesi

Hoca Efendi hikmetini görelim! - Necati Doğru

Erzurum’da bıyıkları yeni terlemiş cami imamlığı yaptığın o çileli yıllardan beri varlığınla onları büyüttün. İktidar yaptın. Aynı inanç ve dava damarından gelme “Allah ve Resulü’nün yolunda bir ve beraber mücahitleriz” diyerek onlara kuvvet yükledin. Gördün mü, ne oldu? Senin altını oyuyorlar. Bülent Arınç, Amerika’ya geliyor. Seninle değil Obama’nın yardımcısı Joe Biden ile görüşecek ve “Atın Fetullah Hocaefendi’yi Pensilvanya’daki çiftliğinden… Biz de 4 milyar dolarlık füzeyi Çin’den değil ABD’den alalım…” diyecek. Pazarlıkta sen varsın. Değerin biçildi. Füze komisyonu kadarsın.


* * *
Başbakan dün hızını alamadı senin için “karşı taraf” dedi. Bizim taraf ve karşı taraf. Biz ve onlar. Enerjisini bölmekten alıyor. Bir Sünni veya Şii, bir Nakşibendi veya Mevlevi dahil hepsi bir diyen Saidi Nursi’nin bugün yaşayan en ehemmiyetli talebesi olan sen Fetullah Gülen… Oldun şimdi karşı taraf… “Hoca’nın nefesi kifayetsiz” diye yandaş kalemlere yazılar yazdırıp, mücahit bildiğin küçük kardeşin Tayyip Erdoğan’ın ağzından “Geri dönüş yok… Dershaneler kapanacak” diye yüzüne bağırıyorlar. Nefreti senin için de ekiyor; “Firavun” benzetmesi yaptın diye senden özür dilemeni ve eğilip Tayyip Erdoğan’ın eteğini öpmeni bekliyorlar. Dik durmazsan! Öptürecekler.
* * *
Arkanda “imanı yüksek hizmet ordusu” ve içinde güçlü, köşe başı tutmuş, makam,
mansıp sahibi on binlerce etkili insan var.
Senin gücün “F Tipi” diye yüzlerce kitaba konu ve “başarı öyküsü malzemesi” oldu.
Pensilvanya’dan; “İmkan olsa mezardakileri bile kaldırıp oy kullanmaya götürürdüm…” diye Tayyip Erdoğan’a hayal bile edemeyeceği altın destekler verdin.
Hoca Efendi!
Gücünü görelim.
* * *
Valilerin var.
Müsteşarların.
Yüksek bürokratların.
Ordu’ya vidaladığın generallerin, iktidar ve muhalefet partilerine yerleştirdiğin milletvekillerin, yargıda hakimlerin,savcıların, medyada gazete ve TV’lerin, Yazarlar Vakfı’nda yazarların, Abant Platformu’nda profesör, doçentlerin…
TÜSKON, MÜSİAD ve hatta TÜSİAD’ da “hizmet yoluna sermaye koymuş” işadamların, polis örgütünde müdürlerin, MİT’de istihbaratçıların, 110 bin camide müritlerin ve dünyanın dört yanında elin, kolun, sözün, nefesin…
Eğilip, etek mi öpeceksin?
“Firavun” diyorsun.
Firavun’a baş mı eğeceksin?
* * *
Fetullah Gülen de ve Tayyip Erdoğan da biliyor ve yukarıda Allah da görüyor ki,
“Dershane açmak… Dershane kapatmak… Ve altın nesil yetiştirme edebiyatı yapmak…” kavganın sadece dışa vurmuş yüzüdür.
Devlet malı bitirildi.
Satıldı, paylaşıldı.
Yandaş zenginler yaratıldı.
Tayyip Erdoğan zenginleri; “Azalıp küçülen devlet pastasından” Fetulllah Gülen zenginlerine pay kalmadığını ilan ediyorlar. Bunun için seni karşı taraf yaptılar.
Hoca Efendi!
Gücünü görelim.
Gizli kasetler çıksın.
Seçimler neşelensin.
AKP’nin türbanlı milletvekilleri niçin suskun?
Meclis Başkan Vekili AKP erkek Milletvekili Sadık Yakut, “kızlı-erkekli eğitimin yanlış olduğunu” düşünüyor.
Kanun teklifi hazırlayacak; kızlar ayrı okulda erkekler ayrı okulda okusunlar istiyor. AKP’de türbana girmiş milletvekilleri, partidaşları Sadık Yakut’un önerisine acaba ne diyorlar? Sadık Yakut kafasıyla gidersek; “Meclis’in de ‘‘Kadın-Erkek” diye ayrılması” gerekir. Sadık Yakut’un kafasının gerisinde; kızların ayrı okulda okuması yetmez tamamının kara çarşafa girerek okuması, çok karılı evliliğin geri gelmesi türü eskiye dönüş özlemi yatıyor olabilir mi? Türbanlı milletvekilleri bu konuda niçin susarlar? Yoksa özgür değiller mi?

21 Kasım 2013 Perşembe

Bir intihalcimiz daha oldu! - Necati Doğru

Bilmeyenler için baştan söyleyeyim. İntihalci; ifade, buluş, düşünce, cümle, görüş, fikir hırsızı demek. Başkasının kitabından cümleleri, görüşleri, buluşları, ifadeleri kaynak göstermeden alıp, kendi ifadesi, cümlesi, görüşü diye sunana intihalci (bilim hırsızı) denir.
Suçtur.
Çok ayıptır.
Bir ünlü intihalcimiz vardı.
Adı Ömer Dinçer’di.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın seçkin kadrosundandı. Başbakanlık Baş müşavirliği ve müsteşarlığı yaptı. Başbakan onu çok tuttuğu için Milli Eğitim Bakanı görevine de getirdi. Ömer Dinçer, yazdığı bir kitapta başka bir yazarın kitabından bolca intihal yaptığı için “üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası” almıştı. YÖK’ün verdiği bu cezayı; Ankara 1. İdare Mahkemesi de “evet intihal gerçektir” diye karara bağladı.

* * *
Bir intihalcimiz daha oldu.
Ne yaman denk gelmedir.
Bir intihalcimiz daha yine Başbakan’ın seçkin kadrosu içinden çıktı. Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’na getirilen Prof. Dr. Metin Hülagü, Padişah II. Abdülhamit, Sultan Vahdettin ve Halife Abdülmecit araştırmacısı ve onlara kişisel sevgi yüklü birisi olarak da biliniyor.
Konferanslar veriyor.
Avrupa kentlerine gidiyor.
II. Abdülhamit’i anlatıyor.
Anlatıyor ama kendi buluş, ifade ve cümleleriyle değil.
Hırsızlama cümlelerle…
Tarih araştırmaları yapan Sadık Müfit Bilge (Osmanlı Çağında Kafkasya- Osmanlı’nın Macaristan’ı adlı 2 kitabı var) Metin Hülagü’nün II. Abdülhamit dönemini anlatan “Devr-i Hamid” isimli 5 cilt, lüks baskılı makaleler kitabında yer verilen “Sultan II. Abdülhamit’in Eşleri ve Çocukları” adlı makalesinde yüzlerce intihal (hırsızlık) cümlesi buldu.
Bana gönderdi.
Çalıntı merhum tarihçi Yılmaz Öztüna‘nın “II. Abdülhamit Zamanı ve Şahsiyeti” adlı kitabından satır satır yapılmıştı.
* * *
Hırsızlıktan birkaç örnek:
Nâzik-edâ:
“..esmer, siyah saçlı ve gözlü, uzun boylu, piyanist (Öztuna, 220),”
“..esmer, siyah saçlı ve gözlü, uzun boylu biridir, piyanistti (Hülagü, 275)
* * *
Sâfşi-nâz:
“..diğer kadınefendilerle geçinemedi, padişahtan kendisini boşamasını istedi, arzusu yerine getirildi ve hayat boyu ayda 50 altın maaş bağlandı bir de döşenmiş konak hediye edildi.. (Öztuna, 220-221)
“ ..diğer kadınefendilerle geçinemedi, padişahtan kendisini boşamasını istedi, arzusu yerine getirildi ve hayat boyu ayda 50 altın maaş bağlandı bir de döşenmiş konak hediye edildi.. (Hülagü, 275)”
* * *
Bidar:
“..Uzun boylu,yeşil ela gözlü, kumral, narin yapılı idi.. (Öztuna, 221),
“..Uzun boylu,yeşil ela gözlü, kumral, narin yapılı idi.. (Hülagü, 275).
* * *
Ayşe Desti Zer:
“.. 1924’ten ölümüne kadar çok nadiren dışarı çıkarak II. Abdülhamid’in Gazi Osman Paşa’ya ihsan ettiği Serencebey Yokuşundaki Şehzade Selim Efendi sarayı karşısındaki konakta oturdu… (Öztuna, 222).
“.. 1924’ten ölümüne kadar çok nadiren dışarı çıkarak II. Abdülhamid’in Gazi Osman Paşa’ya bağışladığı Serencebey Yokuşundaki Şehzade Selim Efendi sarayı karşısındaki konakta oturdu.. (Hülagü, 278).
* * *
Şadiye Sultan:
“ ..1953’te İstanbul’a döndü, 4 ay için Beyrut’a gidip döndü, Cihangir’de Muhittin Hacıbekir’in kendisine tahsis ettiği apartman dairesinde yaşayıp öldü.. (Öztuna, 225).
“..1953’te İstanbul’a döndü, 4 ay için Beyrut’a gidip İstanbul’a döndü, Cihangir’de Muhittin Hacıbekir’in kendisine tahsis ettiği apartman dairesinde yaşadı.. (Hülagü, 281).
* * *
Nokta virgülüne kadar aynı.
Dip not ve tırnak yok.
Böyle yüzlerce aşırma var.
Türk Tarih Kurumu’nun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir” demişti. Şimdi bu kurumun başına getirilen; aşırma becerili tarih yazıyor.

18 Kasım 2013 Pazartesi

Geldik 2 soruya dayandık! - Necati Doğru

Gelidik,
geldik
2 soruya
dayandık!

Bekledim. Tarihi buluşma(!) tiyatrosu oynansın göreyim. Sonra yazayım istedim. Aslında kör değilim görüyordum. Çok saf biri değilim anlıyordum.
Ev sahibi yabancı olmuştu.
Kendi evine misafir gidecekti.
Misafir ise ev sahibi yapılmıştı.


Yeni ev sahibi, eski ev sahibini karşılayacak; “Biji Aşit ü Birati yani Yaşasın Barış ve Kardeşlik” diye birlikte bağırılacaktı.
CIA  böyle yazmıştı.
ABD böyle karar kılmıştı.
Türk Ordusu bunun için çökertilmiş, “kenef çukuruna süpürmeyin faydalanın” denilenler de bunun için desteklenmiş, korunup, kollanmıştı.
Ev yine o eski ev.
Tapusu el değiştirecekti.
Bu hedef; 90 yıl önce Lozan’da Lord Curzon tarafından dile getirilmiş ve o zaman “kanla ve irfanla reddedilen” bu bölücü arzunun geçekleşmesi için gereken her şey özenle yapılmıştı.

Xxx

İşte o beklenen gün gelmişti.
Türkiye Başbakan’ı Amed’de (eski adı Diyarbakır) ellerinde Türk bayrakları ve Kürdistan bayrakları da olan yüzbinlerce coşkulu kalabalığın alkışları eşliğinde misafir olarak karşılandı. Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Lideri Mesud Barzani, Amed’in yeni sahibi olarak misafirini ağırladı. Misafir Türkiye Başbakan’ı Amed’e yanına 12 Bakanı ve Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı’nı da alarak “kusursuz bir dış ziyaret çıkartması” yaptı. Bu ziyaretin;  Başbakan’ın kendi ülkesine değil “Kürdistan’ a yapıldığını” bütün dünyaya anlatmak için Türkiye’nin Dışişleri Bakanı, ABD’ye giderken yoldan geri çevrildi. Ve “asıl dışişleri gezisi Türkiye Başbakan’ın Amed’e yaptığı 12 bakanlı ziyarettir” denilerek heyete dahil edildi.
Yeni ev sahibi Barzani.
Eski ev sahibi Erdoğan.
Başkent Amed’de kucaklaştı.
Kucaklaşmayı CIA hazırladı.

Xxx

Düğün-Dernek- Zılgıt.
Toplu nikah.
Köprü- okul açılışı.
İkili düet.
Ahmed Kaya’ya rahmet.
Diyarbakır’ın ABD tarafından onaylanmış yeni sahibi Barzani, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Misafir Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’nın ağzından “Kürdistan” ifadesini de duymaktan memnun oldu.
Bölmek için yola çıkılmıştı.
Çocuk doğdu.
Nur topu gibi Kürdistan oldu. Orası Türk toprakları olmaktan çıktı. Kürdistan toprakları olarak misafir Başbakan ağzından dünyaya ilan edildi.


Xxx

Kimse de kör rolü yapmasın.
Kimse de safı oynamasın.
Şimdi geldik, geldik!
2 soruya dayandık.
Soru 1:
Kürdistan’ın sınırı nereden çizilecek? Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Kürdistan’ın toprak sınırları nereden çekilecek?
Soru 2:
Sınırının ötesinde Kürdistan topraklarında kalan Türkler için ne yapılacak? Sınırın bu tarafında Türkiye topraklarında kalan Kürtler ne olacak?
Bölünmeyi kabul eden misafir Türkiye Başbakanı, bu 2 sorunun cevabını  biliyordur.
Açıklaması gerekir.


(uyan borusu)

Faiz lobisinin
baş destekçisi!

SÖZCÜ muhabiri Ali Gülen, üç gün manşetten haber yaptı. Ben bu köşede üç gün; “Pislik Örtme”, “En tepeye dayanır” “Soygun VİP uçakta planlandı” başlıklarıyla yazdım. Devlet Bankaları Ziraat, Vakıflar,  Başbakan’ın VİP uçağına davet edilip dış gezilere katılan işadamlarının Almanya’daki şirketlerine bir yılda toplam 650 milyon Euro kredi açtılar. Bu işadamları da 650 milyon Euro’yu Türkiye’deki hesaplarına aktarıp bir yandan kredileri buharlaştırdılar. Bir yandan da kişisel hesaplarına geçirdikleri devlet bankası kredilerini,  “sıcak para olarak” değerlendirip yüksek faiz kazancı elde ettiler. Söz gelimi Almanya’dan devlet bankasını tokatlayıp 10 milyon Euro’yu Türkiye’ye getiren hileli iflasçı işadamı, bunu Türkiye’de 7 ayda 12-13 milyon Euro yaptı. Faiz lobisinin baş destekçiliğini devlet bankalarını soyduranlar yapmış oldu.